27 Nisan 2010 Salı

Finansın Çözümsüzlüğü

Yüzyılın ilk büyük küresel ekonomik krizi üzerine düşünürken sürekli meşum bir soru takılıyor aklıma. Bankacılık sektörü ve kredi kuruluşlarının örgütleniş şekli tartışılıp daha bir görünür oldukça kafamdaki soru işareti de daha kalın çizgilerle belirginleşiyor. Acaba 1980'lerden sonra tasarladığımız finans sektörü yüzünden küçük ekonomik krizlerin bile büyük finansal krizlere döndüğü bir yapısal tuzağa düşmüş olabilir miyiz? Finans sektörü ekonomik döngüdeki katalizör etkisinin ötesinde sistemi sürekli krizlere sürekleyen yapısal bir çarpıklık üretiyor olabilir mi?

Teoride bankalar ekonomik kaynakların öngörülü bir parasal aracı olarak yeniden dağılımını yapmalıydı. Ama 2008 krizi finans aleminin, prim bazlı ücret politikalarının kışkırttığı açgözlülük ve hissedarların kar baskıları yanında sert küresel rekabet koşullarının da dayatmasıyla, gevşek düzenlemeleri aşmak için danışman ve denetçilerinin kılavuzluğunda esnek değerleme yöntemleri kullanıp, bilgi saklayarak, muhasebe hileleri yaparak, hatta doğrudan verileri bozarak balonlar oluşturmaya eğimli piyasaları şişirip abartılı ve çoğu zaman haksız ve kazançlar sağlamış olduğunu gösterdi hepimize. Eksik olan, yanlış olan neydi sorusunun yanıtı etik yoksunluğu, yetersiz düzenleme ve denetim eksikliği olarak verildi hep. Krizin işaretlerini öngören kimi bankaların bile parti sürdükçe eğlenceye devam etmeli şeklinde davranması yozlaşmanın en açık işaretiydi bu süreçte. Kendi borçlarını ve zararlarını gizlemekte ustalaşan yatırım bankalarının devletlere bile borç gizlemeleri için danışmanlık yapması çivinin mi çıktığını gösterir yoksa dingilin mi bilemiyorum. Hele Goldman’ın müşterileri için türettiği mortgage destekli yatırım ürünlerini bilinçli olarak açığa satması muhtemelen rezaletin son noktasıydı.

Ben bir adım daha öteye gitmeyi hedefleyerek diyorum ki, bütün bu hatalar olmasaydı dahi bankaların kredi politikaları ve düzenleyici kurumların dayatmaları yine de uzun vadeli ekonomik etkinliğini sağlayacak bir kredi piyasası oluşmasına izin vermeyecekti. Sözlük ekonomik etkinliği, "ekonominin, kaynak kullanımı ve kaynak tahsisinde etkinliği gerçekleştirmesi durumudur" şeklinde tanımlıyor. Buna göre en ekonomik etkin üretim yöntemi, alternatif üretim biçimlerinden en düşük maliyetle gerçekleştirilebilen üretim yöntemidir. Bankaların kredi politikaları malesef ekonomik etkinliği gözetmez. Kredi kararının temel beklentisi borçlunun nakit yaratma gücüdür. Bu nedenle de sağlam teminatlı varsayılan mortgage kredileri haricinde risk priminin düşük olduğu kısa vadede yoğunlaşır krediler. En vahim dolaylı sonuç ise, ekonomik kalkınmayı sağlayacak ve schumpeterci döngüde kalkışı tetikleyecek öncü sektörlerin bir anlamda yüksek risk primiyle karşı karşıya kalarak fiilen kredi piyasasından dışlanmasıdır. Uzun vadede aslında ekonomik kalkınmadan en çok faydalanacak taraflardan olan bankalar kendi potansiyel büyüme hızlarını da kesmektedirler bu tıkanıklık yüzünden. Ama hissedarlarına karşın sorumlulukları ve risk fiyatlama modelleri onları büyük ölçüde mazur göstermektedir. Son derece kısıtlı bir üretim aracı olan sermaye’nin parasal görünümünü mevduat-kredi dögüsüyle yaratma imkanı olan bankalar, bu kaynağı ekonomik aktörlere geri dağıtırken bu döngüde bir sonraki üretimin maliyet yapısını da belirlemektedir. Bu koşullar altındaysa sermaye yoğun üretim yapma durumunda olan asıl öncü sektörler süreçten dışlanmakta, kısa vadeli getiri peşindeki risk sermaye şirketlerinin ve hedge fonların kucağına itilmektedir. Bu fonların yüksek kar beklentileri yanında, imtiyazlı ortaklık hakları, üretim ve yönetim yapılarına dayatmacı müdahaleleri sistemin bir başka çıkmazıdır.

Konunun bir diğer ayağı da düzenleyici kurumlardır. Halihazırda dünyada büyük ölçüde bağımsız otorite olarak örgütlenmiş düzenleyici kurumların ekonomik etkinliği gözetmesi gerekmez mi? Bu kurumların varlığı piyasanın kendi başına bırakıldığında başarısız olacağı hipotezine dayanır. Her krizden sonra da haliyle bilinirlikleri ve şöhretleri artar. TMSF ‘nin varlığının ne zaman farkına varmıştık?.. Kamu yararını gözeten bu kurumlar piyasada adil rekabeti düzenlerken ekonomik etkinliği de büyük resimde hedefleri arasına koymuş olmalılar. Teoride bağımsız bu kurumların hedeflerini, lobi gruplarınn baskıları, medyaların yönlendirmeleri, sosyal ve siyasi etkiler önceliklendirmektedir. Uygulamada ise hemen her zaman bankaların kısa dönem karlılığı ve sermaye yeterliliği gözetilmekte ve ekonomik etkinlik hedefi öncelikler arasında yer alamamaktadır.

Yürürlükteki ar-ge teşviklerine erişimde yaşanan sıkıntılar ve ihtisaslaşmış sanayi bölgelerinin/teknoparkların yaygınlaşamaması veya yetkin girişimcilere erişememesi yüzünden de sorunun kökenine inilemiyor elbette. Hala sanayi sonrası ekonomiyi anlamakta sorun yaşayan düzenleyiciler katma değeri yüksek öncü sektörleri doğru değerlendirememekte, kalifiye işgücü yetişmesi için eğitim sistemini planlayamamakta ve pozitif süreçleri de bürokrasiye boğmaktadır. Temel sorun artı değerin finans kesimi aracılığıyla yeniden dağıtımı olduğu için çatışmanın kaçınılmaz olduğunu tarihsel olarak biliyoruz. Artı değer paylaşımında taraf olan devletin de çeşitli lobilerin etkisinde kalması olağandır bu durumda. Sorunu büyüten, doğru mecraya akıtılamayan fonların etkin olmayan alanlarda birikip metastas oluşturması, yani kanserli sektörler yaratmasıdır. Ekonomik döngüler içinde şişen metastaslı sektörler etkin olmadıkalrı için krizleri tetiklemektedir. Kredilerin geri çağırılması (kimi çağırılamaması) ve risklerin türev ürünlerle büyütülmesi, küçük şokları bile, hele konjonktürel olarak sorunlu bir döneme denk gelirse çabucak ekonomik krize çevirmektedir.

Son kertede, yenilikçi sektörlerin teşviki için kredi piyasasında pozitif ayrımcılık yapılabilmesi gerektiği ise açıktır. İhracat finansmanı benzeri kapsamlı bir ihtisaslaşmış teknoloji finansman bankası kurulması düşüncesi faydalı görünüyor. Gerçi uzun vadede öne çıkacak olan farklı sektörler yine aynı sorunu yaşayacaktır. Finans sektörünün doğasına ait olan bu tıkanıklık malesef finansal mimarisi değişmedikçe çözümsüzlüğe mahkum görünüyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder