18 Ocak 2009 Pazar

DİL ÜZERİNE

Son zamanlarda bir arkadaşımın da sıkıştırmasıyla Lacan üzerine okuyorum. Lacan okumaları döngüsel bir şekilde dil üzerine yeniden okumaya ve düşünmeye itiyor beni. Aslında geçen yüzyılda da ontolojinin temel sorularına çağdaş yanıtlar ararken yan disiplinleriyle felsefe hep dil konusuyla yüzleşmek zorunda kalmıştı.

'Üzerinde konuşulamayacak olan hakkında susmalıyız' diyen Wittgenstein'la başlayan bu dönemde, Heidegger 'Dil var'ın evidir' diyerek apayrı bir patika açtı. Derrida'nın yapısökümü dil'i yeniden sorunsallaştırırken, Lacan'ın perspektifi 'bilinçdışı dil gibi yapılanmıştır' önermesiyle insanın ne olduğu sorusuna farklı bir açılım getirdi. Felsefedeki her yeni açılım ise yeni sorular demekti.

Elbette, elimizde yeni araçlar da var modern olarak adlandırıp sonra ‘post’unu çıkarttığımız çağda. Felsefeyle doğan bilim geçen birkaç binyılda kimi gıcır kimi sandıklardan çıkarılıp özenle cilalanmış pek çok araştırma aleti/kavramı icat etti. Ama dil de boş durmadı bu arada, evrildikçe karmaşıklaştı, ilkelliğinden uzaklaştıkça özünü, dibini bulmak güçleşti. Bunu, Derrida, bağlamdan bağlama geçerken göstergeler zincirinde anlamın durmadan değişen bir nitelik içerdiğiyle ifade eder. Bu durumda bağımsız bir gösterilenler alanı olanaksızdır.

O halde Heidegger gibi soralım biz de, ‘Nedir bu dil?’. ‘Τι είναι αυτή η γλώσσα’. Antik yunanda logos sözcüğü, dil’i, konuşma’yı ve neden’i (reason) kapsayan bir anlam içeriğine sahipti. Latin kökenli lingua, İngilizcede hâlihazırda tongue anlamındayken, language olarak geçti. Bizim Türkçede kullandığımız çoğul anlamlı dil sözcüğü ile benzer bir maceraya sahip nihayetinde. Dil’den çok Arapça lisan sözcüğü bu anlama atanmıştı uzunca bir dönem. Bugün diğer yan anlamlarından sıyrılan dil sözcüğü yeniden öne çıktı.

Heraklitos’un betimlediği anlamıyla evrenin temel kaynağı ve ilkesi olan logos, ikincil anlamıyla yine insanın evren kavrayışında başat yerine geri döndü diyebilir miyiz? Mademki evrenin şairane kavranışından bahsediyordu Heidegger, logos’un çoğul anlamlarıyla dönüşü de şiirseldir. 128. fragmanda ‘En iyisi gizlemek deliliği’ diyen huysuz Heraklitos yeniden baş tacı edildi bin türlü tazelenmiş önermeyle..

Dillerin kökeni konusunu biraz deşersek, iki temel teori vardır. Yansıma ve ünlem kuramları sözcüklerin kökeninde doğadaki seslerin taklidinin ve hemen her dilde benzeşen insan ünlemlerinin sözcükleşmesini ileri sürer. Burada kayda değer bir sorun görünmüyor. Ama soyutlama aşamasına nasıl geçtiğimiz ve salt kavramların üretimi başka bir aşamayı işaret ediyor. İdea’lar dünyasına geçişte gösteren ve gösterilen ilişkisi muğlâklaşıyor ve gösterilenin kendi başına varlığı dışlanıyor. Yani göstermekle var ediyoruz. Bu önermenin yarattığı sorunlar henüz alt edilemedi. Freudyen bakışta meme emen bebeğin ağlayarak sütü yarattığını düşünmesi gibi biz de düşüncemizin asıl çiçeği olan soyut kavramları düşleyerek yaratıyoruz. Heidegger, her bir varlığa getirmenin temeli açığa çıkarmada yatar, şeklinde ifade ediyor bunu.

Yeryüzünde yedi bin civarında farklı dil var. Pasifik bölgesinde nerdeyse beş bin kişiye bir dil düşüyor. Hatta etnolojist Gordon’un çalışmalarına göre beş yüz civarında dil yüzden az kişi tarafından anadil olarak konuşuluyor. Bu da coğrafi ayrımların dilleri farklılaştırdığını açık olarak gösteriyor. Bu diller genel kabul gören altı farklı aileye ayrılıyor. Kelimelerin kullanılışı açısından ise üç farklı yapı söz konusudur. Yalınlayan, çekimli ve eklemeli diller yapısal ayrımları gösteriyor.

Aht-i atikte yaradılış ‘başlangıçta söz vardı’ diye anlatılıyor. Kuran ‘ol’ emriyle her şeyin var edildiğini söylüyor. Budistler ilksel heceye ‘om’ diyor. ‘Om’, evrenin ve yaradılışın sesi. Dil’in işaret ya da ses olarak fiziksel varlığı da soyutlamadan gelen yaratıcı özelliğiyle örtüşüyor. Konuşarak ya da işaret ederek gösterileni var ediyoruz bu bağlamların her birinde.

Dillerin ve insanın evrimi arasında nasıl bir bağ kurulabilir? Dil ailelerinin oluşumu ile tarım toplumuna geçiş ne kadar eş zamanlı, önceleyenleri neler? sorularını düşüneceğim biraz.. Sonraki yazıya...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder